biyolojik mücadele

tr en
ebulten

Animasyonu görebilmeniz için flash player kurulu olmalıdır.

Türk Tarımının ve Biyoteknolojinin Geleceği

Şirket Genel Müdürümüz Özgür Ateş'in Türk Tarımının ve Biyoteknolojinin Geleceği isimli Röportajı

Bitkisel üretimde zaman geçtikçe hayati önemi daha çok kavranan biyolojik ürünler, toprağın verimliliğinin korunması ve bütün dünyayı etkisi altına alan gıda teminiyle ilgili kaygıların giderilmesi için çok uygun alternatifler sunuyor. Bioglobal Ltd. Şti., biyolojik ürünler alanında mikroorganizmalara odaklanmış; uzmanlığını mikroorganizmalar üzerinde geliştirmiş bir firma olarak, bitkisel üretim dünyasının geleceğini biçimlendirmede önemli roller üstlenmeyi hedefliyor.

Bioglobal Ltd. Şti.'nin sahibi ve Genel Müdürü Ahmet Özgür Ateş, her şeyden önce biyolojik ürün pazarının sektörü ayakta tutacak hacme ulaştırılması gerektiğine vurgu yapıyor ve bu alanda faaliyet gösteren kuruluşları, Pazar geliştirme çalışmalarında birlikte çalışmaya davet ediyor.

Özgür Bey, merhaba. Bio-Bülten'in ikinci sayısında tekrar buluştuk. Önce Bio-Bülten'in ilk sayısının aldığı tepkilerden bahsedebilirmiyiz? İstediğiniz etkiyi yaratabildi mi?

Merhaba, teşekkür ederim. Şirket olarak, yıllık değerlendirmemizi ve o yılki perspektifimizi müşterilerimize anlatabilmek amacıyla başlattığımız bülten çalışması, sandığımızdan daha başarılı oldu. Beklediğimizden çok daha büyük bir ilgiyle karşılandı. Biyolojik mücadele konusunda bir ilk olan bu çalışmanın çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Hem üreticiler, hem bayi arkadaşlar, hem de araştırıcılar Bio-Bülten'deki bilgilerden faydalandılar.

Bu açıdan yararı büyük oldu. Gelecekte Bio-Bülten'in, biyolojik mücadeleye gönül verenlerin bir arada bulunabileceği, buluşabileceği bir dergi olarak yayınlanmasını arzuluyorum. Şu çağrıyı da yapmak istiyorum; bu konuda çalışan gerek araştırıcılar, gerek bayi arkadaşlar, gerek çiftçiler bu dergiye katkı yapsınlar. Biyolojik mücadele, biyolojik bitki besleme ve her türlü biyolojik ürünlerle ilgili duyurmak istedikleri veya faydalı olabileceğini düşündükleri bilgileri paylaşsınlar. Uzmanlar, tavsiyelerini ya da yeni teknolojilerle ilgili gelişmeleri, araştırma sonuçlarını okuyucularımızla paylaşsınlar. Olanaklarımız çerçevesinde Bio-Bülten'i yayınlamaya devam edeceğiz. Bu konuda rakiplerinizi de bu kapsama alıyoruz.

Çünkü pazarımız potansiyel olarak muazzam büyüklükte; ancak pratikte bugün için çok küçük bir pazar. Bio-Bülten'de veya benzer ortak platformlarda bir araya gelip öncelikle pazarımızı birlikte büyütmemiz söz konusu olmalı. Piyasa rekabetine de bu çerçeveden bakıyoruz. Tamam, rekabet güzel bir şey. Kaliteyi artıran önemli bir unsurdur. Fakat bence devir, iş birliği yapma devridir. Konuyu doğru bir şekilde üreticiye tanıtmak önemli. Çiftçilere yaptırılacak yanlış uygulamalar, yanlış tavsiyeler veya ufacık hatalar; biyolojik mücadelenin, biyolojik bitki beslemenin uzun vadede pazara girişini zorlaştırır. Hatayı kimin yaptığı önemli değil. Üretici hatalı uygulama yaptığı zaman komşusuna diyor ki, "Biyolojik ürün kullandım; böyle oldu!" Bunun hesabını bütün sektör birlikte veriyoruz. Sektör olarak bunun farkında olmamız gerekir.

Bio-Bültende bizim için ilginç olan şey; ders çalışır gibi okuyup, satırların altını çizenler olduğunu gördük. Bu kadarını beklemiyorduk aslında. Bu ilgi bizim motivasyonumuzu arttırdı. Edirne'den Kars'a kadar Türkiye'nin her yerinden bültenimizi isteyenler oldu.

Peki, dernekleşme veya birlik kurma gibi bir düşünceniz var mı?

Bu konuda bir girişimde bulunduk. Pazar çok küçük olduğu için, firma sayısı da çok az. Biz dernek tüzüğü gibi altyapı çalışmalarını bile yaptık. Ama sayımız bir dernek oluşturabilmek için yeterli çoğunluğu bile sağlayamıyor henüz. Tabi biyolojik mücadele konusunda faaliyet gösteren firmaların bu konuya yeterli ilgiyi gösterdiklerini söylemek de zor. Çoğu böyle bir ihtiyacın farkındaymış gibi davranmıyor. Yine de asıl mesele firma sayısının azlığıdır. Bu konuda söylemek istediğim şey şu; bu alanda çalışan firmaları bir dernek çatısı altında toplayabilirsek, sektörle ilgili problemlerimizi hem daha hızlı, hem de kalıcı şekilde çözebiliriz.

Böyle bir örgütlenme biyolojik ürün pazarının geliştirilmesi ve bakanlıkla ilişkilerin güçlendirilmesi açısından çok büyük önem taşıyor. Fındık Tanıtım Grubu'nu düşünün; bütün üreticiler adına tek elden bir reklam kampanyası yürüttüler ve çok da başarılı oldular. Her üretici kendi başına yapmaya kalksa; ne bu kadar etkili olurdu, ne de zaten o yükün, o maliyetin altından kalkabilirlerdi. Güç birliği yapmak bu yüzden çok önemli. Bu doğrultuda rakiplerimize pazarımızı geliştirmek isteyen çözüm ortaklarımız gibi bakıyoruz; birlikte hareket edebileceğimize inanıyoruz.

Biyolojik ürünler şemsiyesi altında biyolojik zirai mücadele preparatları söz konusu; bir de bitki beslemeye yönelik preparatlar var. Kimi zaman şu doğrultuda görüşler duyuyoruz; "Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir" gibi. Öte yandan materyalin kendisinden yola çıkacak olursak hepsinin biyolojik organizmalar olduğunu düşünebiliriz. Mikroorganizmalar olur, böcekler olur sonuçta biyolojik kökenli materyaller. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Biyolojik mücadelede kullanılan etmenler çok fazla. Böcekler, mikroorganizmalar, değişik kültürel önlemler, feromonlar gibi değişik teknikler var. Bioglobal firması, bu teknikler içinde sadece mikroorganizmalara ağırlık veriyor. Mikroorganizmaları biyolojik bitki beslemede kullanılan  bio-gübreler ve mücadelede kullanılan bio-pestisitler şeklinde ikiye ayırıyoruz. İkisini ayrı değerlendirmek bize göre büyük hata olur çünkü ikisi de birbirini tamamlayan faktörlerdir.

Birbirlerini desteklerler. Mesela bir Basilus aynı zamanda bitki korumada da kullanıyor fakat bitki beslemede fosfor çözücü bakteri olarak kullanılır. Veya toprakta organik maddenin parçalanmasına, enzimlerin harekete geçirilmesine yarayan; bitkiyi kuvvetlendirmek, gücünü arttırmak gibi birçok görevi olan bakteriler bunlar. Bu yüzden kesinlikle üstüne basarak söylemek istiyorum; birlikte düşünülmesi lazım. Nitekim biyolojik savaşta; zararlı ya da hastalık karşısında tek bir mikroorganizmayla, tek bir böcekle veya tek bir faktörle mücadele etme şansımız yok. Adeta bir meydan savaşı gibi düşünmemiz lazım.

Elimizdeki faydalıları çok iyi tanımamız ve hangi koşullarda, nasıl kullanacağımızı bilmemiz lazım. Mesela kök hastalıklarıyla mücadelede kök bölgesinde ne kadar fazla faydalı barındırırsak; faydalının orada üremesini ne kadar teşvik edersek, zararlının kökün nimetlerinden yararlanma şansı da o ölçüde azalır. Yani biz kök bölgesine havadan azot bağlayan bakterileri de verebiliriz, fosfor çözücü bakterileri de. Öte yandan bir işi iyi yapacaksak, o konuda uzmanlaşmak gerekir. Bu konuda sınıflandırmayı da doğru yapmamız lazım.

Bitki beslemede uzman olmaya çalışırsak, işin içine kimyasallar da girer; biyolojik ürünler de girer, kültürel önlemler de girer. Toprak uzmanı olmanız lazım. Bütün bunlar hakkında donanım edinmeye çalışmak, bize göre çok iddialı bir şey olurdu! Oysa biz gönül rahatlığıyla şunu söyleyebiliyoruz; Bioglobal, mikroorganizmalar üzerinde uzmandır. Konumuz ne olursa olsun; ister bitki besleme, isterse zirai mücadele; mikroorganizmalar konusunda donanımımız ve Ar-Ge altyapımız tamdır.

Biyolojik mücadele konusunda tarım danışmanlarının durumu nedir?

Bir kere, hedeflerimiz açısından buluştuğumuz birçok nokta var. Bunların en önemlisi kalıntısız üretim yapmaktır. Danışmanlar, ihracata uygun, kalıntısız üretim yapılması için çabalar... Dolayısıyla danışmanlarla birlikte çalışmayı her zaman çok istiyoruz. Birlikte hareket ettiğimiz danışman arkadaşlarımız var. Ancak, genelde bir koordinasyon eksikliği söz konusu. Biyolojik ürün piyasası ile danışmanların işbirliği istenen düzeye gelmiş değil. Hedeflerimiz aynı, ama maalesef yeterli işbirliği yok. Bu amaçla hazırladığımız bir projemiz var.

Hem bizim firmamızın, hem de rakibimiz olan firmaların ruhsat almış çok sayıda biyolojik ürünü var. Bunların çoğu, birçok soruna çözüm olabilecek, çok fonksiyonlu ürünler. Bir eğitim programı oluşturup, hem bu işbirliği için bir zemin oluşturmayı; hem de danışmanların biyolojik savaşla ilgili birikimini arttırmayı amaçlıyoruz. Danışmanlar biliyorsunuz artık uzmanlaşma eğilimine girdiler. Topraksız tarım danışmanı, açık tarla danışmanı gibi. Bizim projemizin adı da Bio-Danışmanlık Projesidir. Biyolojik mücadele danışmanlığı denebilir.

Hayata geçirmek için, bazı gelişmeleri bekliyoruz. Bunlardan biri ruhsat alma aşamasındaki ürünlerimiz. Daha önce de dediğim gibi, biyolojik ürünler canlı organizmalardır ve birlikte kullanılabilirler. Bu şekilde o ürünlerin her birinden sağlanacak fayda azami düzeye çıkar. Dolayısıyla, ruhsatlandırma süreci sonucunda, etkili kombinasyonlara imkân verecek olan ürün gamını oluşturmuş olacağız. Bu aşamadan sonra danışmanlara ürünlerimizi, deneme çalışmalarımızı, Ar-Ge projelerimizi gösterip, anlatmak istiyoruz.

Projenin danışmanlık müessesesine de bambaşka bir mecra kazandıracağını düşünüyoruz. Tarım teknolojilerinin en uç noktalarından biri biyolojik ürün teknolojisidir. Bilişim ve elektronikte olduğu gibi, biyolojik ürün sektörü de baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Her gün yeni bir ürün geliştiriliyor. Zaten Bioglobal'in öncelikli misyonu, teknolojik gelişme sürecini yakından takip edip, Türkiye koşullarına uygun olanları ülkemize getirmektir. Getirip buradaki uzmanları o teknolojinin kullanımıyla ilgili bilgilendirmek, öncelikli hedeflerimizdendir.

Danışmanlarla ilgili bakanlığın da bir çalışması var. Danışmanlık, yakın gelecekte, daha organize ve etkili bir müessese haline gelecek. Vesileyle bir çağrı yapmayı istiyorum; bu süreçte tarım danışmanlarıyla işbirliği yapmaya hazırız. Birlikte çalışmak için her türlü altyapıya sahibiz.

Biyo-Danışmanlık Projesi bir tür uzmanlaşma çalışması olacak anlaşılan.

Evet, aynen öyle. Danışmanlar her konuda fikir sahibi olabilirler ama insan her şeyi, her konuyu derinlemesine bilemez. Tıpkı Bioglobal'in sadece biyolojik ürünlere odaklanması gibi, Bio-Danışmanlık düşüncesi de önümüzdeki dönemde önem kazanacak. Yalnız Bio-Danışmanlık derken, aklımıza organik üretim gelmesin! Burada hedef kalıntısız üretim yapmaktır. Bitki korumada ve bitki beslemede biyolojik preparatları daha yoğunlukla kullanmaktır. Bizim önerimiz kimyasalların kullanılmayacağını söylemiyor. Eğer biyolojik ürünlerin çözüm getiremediği bir durum varsa, mutlaka kimyasal ürünlerden de faydalanmak gerek. Tabi, mümkün olduğu kadar toksisitesi düşük, daha hafif kimyasalları tercih etmeli ve kalıntı bırakmayacak şekilde kullanmalıyız. Proje henüz netleşmedi. Öncelikle elimizdeki çözüm önerilerinin zenginleşmesi lazım. O paketi oluşturmak üzereyiz.

Bio-Danışmanlık fikri şu açıdan da çok önemli; biyolojik ürünlerin kimyasallardan farkı, canlı organizmalar olmasıdır diyoruz. Kimyasal ürünleri bir kez kullanırsınız; belli bir etki süresi vardır. O süre tamamlanır ve süreç sona erer. Biyolojik ürünler ise, kullanıldıktan sonra kelimenin tam anlamıyla "yönetilmesi" gereken ürünlerdir. Canlı oldukları için, hayatta kalmalarının sağlanması, etkili olabilmelerini sağlayacak doğal ortamın korunması gerekir. Bunu da, ancak o ortamı sürekli denetleyecek, icabında gerekli müdahaleyi yapacak tam donanımlı uzmanlarla gerçekleştirebilirsiniz. İşte bu uzmanlar da Bio-Danışmanlar olacak. Tasarladığımız şey budur. İhracatçı veya üretici, Bio-Danışmanı devreye sokacak ve başı ağrımadan işini yapacak. Bu konuda ilgili herkesin fikirlerine açığız. Lütfen bizimle paylaşsınlar. Tartışalım ve en iyi yöntemi, en doğru uygulamayı yaratalım.

Peki, yakın zamana kadar biraz sıkıntılı bir süreç olan ruhsatlandırma konusuna değinelim. Acaba işler biraz kolaylaştı mı?

2000 yılında faaliyete geçtiğimiz zaman biyolojik mücadele konusu henüz çok yeniydi. O zamanlar kalıntı problemi de yoktu. Zaman içinde hipermarketlere ve ihracatçılara yurt dışından yapılan baskılar sonucunda önem kazanmaya başladı. Tabi bu konuda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın yaklaşımı da o günden bugüne çok değişti. Olumlu yönde çok önemli adımlar atıldı. Biyolojik ürünlerin ruhsatlandırılmasıyla ilgili, ayrı bir tebliğ çıkarıldı. Bu çok önemli bir adımdı mesela.

Yine de eksiklikler var ama burada karar vericilerin iyi niyetli olması bizim için sevindiricidir. Kolay bir süreç değil. Hem Türkiye'de tarım sektörünün düzenlenmesi, hem Avrupa Birliği mevzuatıyla koordinasyon sağlanması, son derece karmaşık ve girift bir iş. sadece Tarım Bakanlığı değil, il ve ilçe müdürlüklerinin de bu konudaki hassasiyetini taktirle karşılıyoruz. Özellikle kalıntı konusunun önemini çok güzel vurguluyorlar. Örneğin Antalya bölgesinde yapılan çalışmaları yakından takip ediyoruz.

Tarım teşkilatında görevli arkadaşlarımızı destekliyoruz. Bu konuda bizlere düşen bir görev olursa, her zaman hazırız. Üreticilerin aynı mesajı farklı çevrelerden alabilmesi çok önemli. Bakanlığın giderek zorlayıcı tedbirleri de getireceğini düşünüyoruz. Çünkü kalıntı konusu sadece tüketici sağlığını değil, üreticinin kazancını, ülkemizin itibarını ve sektörümüzün geleceğini de ilgilendiriyor.

Bu konuda il ve ilçe müdürlükleri görevlerini çok iyi yapıyor. Ama bakanlıkça yeni tebliğ hazırlanmasına rağmen halen bazı sıkıntılarımız var. Bunlardan en önemlisi, resmi deneme metotlarının, biyolojik ürünleri denemeye uygun olmaması konusudur. Çünkü deneme metotları kimyasallara göre belirlenmiş. Bir ürünle ilgili deneme kurmak istediğimizde önümüzde resmi bir deneme metodu olmadığı için, adım atamıyoruz.

Kimyasallarla benzerlik gösteren ürünler için bakanlık mevzuatta bir esneme sağlamış. Bu çok olumlu bir yaklaşım. Ama yeni bir metot hazırlamak istediğimizde, birçok bürokratik engelle karşılaşıyoruz. Metot hazırlamak ayrı bir iş. Resmi araştırma kuruluşlarıyla yazışmalar, işin prosedürü bir; bir buçuk yıl sürüyor. Bakanlığımızdan bu sürecin hızlandırılmasını istiyoruz. Bir yandan teknolojiye ayak uydurmamız gerekiyor, öte yandan bürokratik prosedürler bizi geciktiriyor.

Bakanlıkta yaptığımız görüşmelerde hep destekleyici yönde bir yaklaşım gördük. Bu da bizi cesaretlendiriyor. Bakanlığın arkamızda olmasından çok memnunuz ama bu bürokratik sıkıntıların bir an önce halledilmesi gerekiyor. Tabi şunu da biliyoruz; Türkiye'de bu konudaki çalışmalar Avrupa Birliği ile eşgüdüm halinde yürüyor. Oradaki süreç de çok yavaş ilerliyor. Dolayısıyla bizim gecikiyor olmamız da anlaşılır bir konu. Aynı sorun Avrupa'da da var; biyolojik ürünlerle ilgili düzenlemelerin, kimyasallar için hazırlanan düzenlemelerden ayrılması gerekiyor.

Önümüzdeki birkaç yılda, bu sorunun halledileceğini sanıyoruz. Şu günlerde, bakanlığın biyolojik ürünlerle ilgili destekleme uygulaması üzerinde çalıştığını duyuyoruz. İspanya'da olduğu gibi üreticiyi destekleme yolu seçilirse çok faydalı olacaktır. Türkiye'de de benzer bir anlayışın olması çok sevindirici bir gelişme. Destek uygulaması, biyolojik ürünlerin kullanımını yaygınlaştıracak isabetli bir uygulama olacaktır.

Geçen yıldan bu yana Bioglobal Ltd. Şti.'nin seyirinden söz eder misiniz?Geçen yıldan bu yana kadromuz genişledi. Birkaç yıl önce 2-3 kişiydik. Şimdi sadece satış ve pazarlama ekibimiz 10 kişi.Türkiye'nin dört bir tarafına hizmet veren satış müdürlerimiz var. Bugün akademisyen olarak Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümnden Doç Dr. Fedai Erler ve Dr. Sami Dura ARGE ve projeler danışmanları olarak hem kendi performans denemelerimizi, hem de ruhsata esas tutulacak olan resmi etkinlik denemelerimizi yürütüyorlar. Yine beşeri ilaç sektöründe deneyim kazanmış olan Ziraat Mühendisi Emin Eke Bey ve Ziraat Mühendisi Ahmet Yaşa Bey Pazar Geliştirme Uzmanlarımız olarak bölgelerdeki çalışmalarımızı koordine ediyorlar. Çok iyi bir ekip yarattığımızı düşünüyorum.Kadromuzu, 2010-2011 yıllarında daha da genişleterek bütün Türkiye'de daha da aktif olarak faaliyet gösteren dinamik bir yapıya kavuşturmayı planlıyoruz.

Bir ürünü getirip; ülke koşullarına ne kadar uyum sağlayabilir, buradaki sorunlara ne ölçüde çözüm getirebilir, bunları test ediyorsunuz. Bu çalışmalarınızla ilgilenen, destek veren, katılmak isteyen enstitüler, üniversiteler ya da resmi kuruluşlar oluyor mu?

Bu konuda geliştirdiğimiz projeler var. Örneğin TÜBİTAK ile işbirliği yapmayı istiyoruz. Üniversitelerde işbirliği yaptığımız hocalar, değişik kurumlarda işbirliği yaptığımız araştırıcılar var. Çok büyük katkıları oluyor. Küçük denemelerimizi onların gözetiminde sürdürmeye çalışıyoruz. Araştırıcılara da bir çağrı yapmak istiyorum; Türkiye'nin yararına olabilecek her türlü biyolojik ürünün yaygınlaştırılmasına katkı yapmaya hazırız. Her türlü iş birliğine, her türlü öneriye açığız. Üretim olabilir, değişik konularda danışmanlık olabilir, bizi arayanları asla geri çevirmiyoruz. Numuneler olabilir veya bizden sağlayabilecekleri ne varsa, destek olmaya çalışıyoruz.

Özgür Bey, biyolojik ürünlerin Türkiye'de üretilmesi imkânsız mıdır? Mutlaka ithal mi etmek gerekiyor?

Mevcut durumda burada üretme imkânı yok. Çünkü üretim için Türkiye'de pazarın belli bir büyüklüğe ulaşması gerekir. 5 yıl içinde o noktaya geleceğimizi sanıyorum. Bütün sektörlerde aynı süreç işlemiştir. Önce pazar o üretim tesisini belli düzeyde besleyecek duruma gelmelidir. Dolayısıyla bizim gibi firmaların öncelikli meselesi pazarın genişlemesini sağlamaktır. Üretim yapmayı planlayan ya da üretim yapan firmalara önerimiz, bu süreci göz önüne almalarıdır.

Türkiye'de üretmek, fiziki şartlar açısından tabi ki mümkündür ama şu anda üretim tesisinin ekonomik olmasına imkân yok. Bugün için bizim yaklaşımımız; pazar geliştirme çalışmalarıyla, Ar-Ge çalışmalarımızı birlikte yürütmek doğrultusundadır. TÜBİTAK ile ve yurt dışındaki partnerlerimizle beraber yürüttüğümüz bilimsel çalışmalar var. Bunların olgunlaşması, bu arada pazardaki gelişmelerin tamamlanması, Bioglobal'in ana hedefi için gereken ortamı hazırlayacak. Nitekim 2000 yılında kurulduğumuzdan beri üretim yapmayı istiyoruz. 2001 ve 2002 yıllarında bu konuyla ilgili KOSGEB'e ve Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı'na projeler verdik. İkisi de onaylandı. Her türlü altyapımız var ama ilgili mevzuatın ve pazarın durumu henüz uygun değil.

Neyi, nasıl üreteceğimiz konusunda da kendimize özgü bir yaklaşımımız var. Üretimi, ülke olarak kendi doğal kaynaklarımızı, kendi doğamızdaki suları kullanarak yapmanın daha uygun olduğunu düşünüyoruz. Ülkemizin doğal ortamında mevcut bulunan bakterileri ve mantarları izole etmek ve üretmek istiyoruz. Bu hedefler çerçevesinde TÜBİTAK ile bir ön çalışma yürüteceğiz. Kısa sürede sonuçlanacak bir proje değil. Çalışıyoruz, fakat önce pazarın büyümesi lazım.

Biyolojik ürünler, canlı organizmalardır. Bunu sık sık vurguluyorsunuz. Canlıların yaşamını sürdürmesi için belli bazı şartların varlığı önemli tabi. Her birinin birer habitatı var. Bazıları bir diğerinin olduğu ortamda yaşayamıyor. Biyolojik ürünlerin başka materyallerle ilişkisinden de söz edebilir miyiz? Kimyasallardan da özellikle, bu kapsamda bahsetmenizi isteyeceğim.

Uzmanlığımız biyolojik ürünler üzerinedir. Ancak dediğiniz gibi her canlının etkileşim içinde olabildiği farklı materyaller var. Biyolojik ürünleri destekleyen farklı materyallerle, her türlü metot ve yöntemle de ilgileniyoruz. Gelecekte özellikle vitaminler ve organik materyaller üzerinde çalışabiliriz. Çünkü biyolojik ürünlerle organik maddeler birbirlerini tamamlayıcı unsurlardır. Başarılı sonuçlar alabilmemiz için ürünlerimizi destekleyici unsurları da önümüzdeki dönemlerde gündeme alacağız. Kimyasallara gelince; bizim ürünlerimizi destekleyici etkiler yapan ve ürünlerimize zarar vermeyen kimyasalları kullanıyoruz zaman zaman. Sadece biyolojik yöntemlerle savaş yapıyoruz gibi bir yaklaşımımız ve iddiamız yok. Kimyasallara savaş açmış değiliz. Böyle bir şey mümkün de değil. Konpseptimize uyabilecek, biyolojik ürünleri destekleyecek her türlü ürüne sıcak bakarız. Çevreye zarar vermeyen, bizim misyonumuza uygun olabilecek preparatları gelecekte şirket bünyesinde yeni hedefler olarak seçebiliriz.

Yabancı firmalarla ilişkileriniz ne durumda? İşbirliği yaptığınız, çözüm ortağı olarak birlikte çalıştığınız kuruluşlar var mı?

Birlikte çalıştığımız veya işbirliği içinde olduğumuz yabancı firmalar var. Çoğunlukla biyolojik ürünler üzerinde yoğunlaşmış, yani bizim konseptimizde faaliyet gösteren, vizyonu ve misyonu bizimkilerle örtüşen firmalar. Bu firmalar sadece ticari kaygılarla hareket eden kuruluşlar değil. Hepsi de Ar-Ge altyapısı son derece güçlü, ayakları yere basan, kendini kanıtlamış, isim yapmış, çokuluslu firmalar. Becker Underwood bunlardan biri. Yıllardır birlikte çalışıyoruz.

Hindistan firması Kan Biosys var. Biyolojik ürünler konusunda 38 yıllık geçmişi olan ve Hindistan'ın tarım politikalarına yön veren bir firma. Yöneticileri Hindistan'ın Tarım Planlama Komisyonu'nda görev alan kimseler. Hindistan'da bu tür komisyonlarda özel sektör kuruluşları da temsil edilebiliyor. İlerde Hindistan'la belki bakanlık ve üretici düzeyinde ortak çalışmalar da yapabileceğiz. Yine Novozymes firması var, enzim sektöründe faaliyet gösteren. Şimdi biliyorsunuz dünya ekonomisindeki gelişmeler, firmaları sürekli bir büyümeye zorluyor.

Birçok büyük kuruluş, birleşme veya satın alma yoluna giderek büyümeyi tercih ediyor. Fransa merkezli Novozymes firması da bir Kanada firmasını; bir de Amerikan firmasını satın aldı ve biyolojik ürün sektöründe kullanılan birçok ürünü bünyesinde topladı. Novozymes'ın İstanbul'da da enzim sektöründe temsilcilik yapan bir ofisi var. Bioglobal de, biyolojik ürünler konusunda Novozymes'ın Türkiye temsilcisidir.

Bu işbirliği bizim için çok önemli bir destek sağlıyor. Novozymes bünyesindeki ürünler, Ar-Ge altyapısında üretilen bilgi; birçok imkânı önümüze getiriyor. İlerde bizim Ar-Ge altyapımızla Novozymes laboratuarları arasında bir koordinasyon kuracağız. Beyaz Sinek, Trips ve Kırmızı Örümcek gibi çözümü çok zor olan zararlılara karşı kullandıkları faydalı mantarları ve zararlı böceklere karşı, kök bölgesi hastalıklarına karşı kullandıkları ürünler var. Bu ürünler Amerika'da ruhsatlı.

Bu ürünler Avrupa'da da ruhsat alma aşamasında. Büyük olasılıkla Türkiye'de de Avrupa'daki süreçle eşzamanlı olarak ruhsatlanacak. Bioglobal bu çözüm ortaklıkları sayesinde birçok yeni ürünü dünyayla eşzamanlı olarak Türkiye'ye getiriyor. Bu sayede son gelişmelerden anında haberdar oluyoruz ve ülkemizde uygulanabilirliği hakkında hemen araştırmalarımıza başlıyoruz.

Biyo-teknoloji çok karmaşık bir konu. Tarım da öyle. Her ikisi de sayısız değişkenin karşılıklı etkileşimleri üzerinde çalışılan alanlar. Dolayısıyla sektör, her gün akla gelmedik yepyeni gelişmelere sahne oluyor. Tasarım yeteneği ve hayal gücünün çok büyük önemi var. Sizin de daha önce düşünülmemiş, farklı projeleriniz var mı?

Biyolojik mücadele konusunu kompakt bir bakışla algılıyoruz ve tarımsal üretim sürecini bir bütün olarak görüyoruz. Bir örnekle başlayayım. Mesela kök hastalıklarıyla ilgili bir biyolojik paket önereceğiz üreticiye. Diyelim, çiftçinin domatesinde kök hastalığı var. Bu biyolojik paketin içinde biyolojik gübre olacak; organik madde olacak; kök hastalığını yenen mikroorganizmalar olacak. Paketi uygulayan üretici kök hastalığı ile mücadele eden mikroorganizmaya zarar vermeyen, başka faydalı ürünleri de o paketin içinde edinmiş olacak.

Haliyle, paket halinde alacağı biyolojik mücadele ürünleri, besleme preparatları gibi girdilerden hem maliyet, hem uygulamadaki işçilik açısından tasarruf edebilecek. Üstelik topyekun bir çözüm paketi kullanmış olacak. 2010 yılına takvimlediğimiz bir projemiz var. Bio-patates, bio-domates gibi; ürün bazında hedeflerimiz olacak. Bütünüyle biyolojik teknikler ve yöntemlerle yetiştirilmiş ürünler. Bu konuda özellikle endüstriyel amaçlı üretim yapan firmalarla çalışacağız.

Mesela kurutulmuş domates ihraç eden firmalarla iş birliği yapabiliriz. Sanayi domatesi yapan firmalarla iş birliği yapabiliriz. Sektör bazında da projelerimiz var. Örneğin mısır üretimi ya da mısır tohumu üretimi yapan firmalara bio-tohum üretme imkânı sağlayabiliriz. Tohum üretimi yapan firmalar açısından son derece önemli bir projedir bu. Hiçbir kalıntı olmadan hem kaliteyi, hem verimi artırmak mümkündür. Ürünlerimizin çoğu Organik Tarım Sertifika'sı olan ürünler. Endüstriyel üretim hızlandı.

Meyve suyu fabrikaları son zamanlara kadar üreticiden meyve toplarken, kendi bahçelerini oluşturmaya başladılar. Arazi ölçekleri binlerce dönüm olan bahçeler tesisi ediyorlar. Neden? Çünkü üreticiden topladıkları meyvede çeşit ve kalite anlamında homojenlik bulamıyorlar. Yine kurutulmuş meyve sebze veya dondurulmuş gıda sektöründe çalışanlar artık kendi üretimlerini yapma uğraşı içinde. Konserve sektörü de aynı şekilde. Patates cipsi üreticileri de. Bu şekilde çalışan sektörel firmaların problemlerine çözüm olabilecek birçok önerimiz var. Bu firmalara verim ve kalitenin yanında, kalıntısız üretim yapma olanaklarını da sunabileceğiz.

Tohumdan söz ettiniz. Organik tarımda da organik üretim materyali sorunu var. Buna çözüm getirecek planlarınız var mı?

Organik tarım, önemli ilgi alanlarımızdan biri. Türkiye'deki tarım arazisinin % 1 ila % 2'sinde organik tarım yapılıyor. Çok küçük bir oran. Türkiye'de bugüne kadar hep klasik biyolojik ürünlere şans tanındı. Bioglobal ürünlerinin büyük çoğunluğu, organik tarımda % 100 güvenle kullanılabilen Organik Tarım Sertifika'sına sahip ürünlerdir. Genel anlamda organik tarımda da bir çok probleme çözüm sunabiliyoruz. Ürün sayımız arttıkça, organik tarım yapan üreticiyi çok rahatlatacak imkânları sağlamış olacağız.

Organik tarımda şu andaki sıkıntı, çiftçiye "Şunu kullanma, bunu kullanama" deniyor ama neyi kullanacağı konusunda hiç kimse fikir veremiyor, öneri yapamıyor. Olanaklar kısıtlı. Biyolojik ürünleri Türkiye'ye getirerek, organik tarım sektörüne de ciddi bir destek sağlayacağımızı düşünüyoruz. Nitekim geçen sene organik tarım sektöründe Türkiye'nin önde gelen kuruluşlarıyla yaptığımız çalışmalarda çok güzel sonuçlar aldık. Mesela organik tarımda azotlu gübre kullanmak, fosforlu ve potaslı gübre kullanmak yasaktır. Biz havadaki azotu toprağa indiren veya yaprağa indiren bakterilerimiz sayesinde, organik tarımcıların bu derdine deva olduk.

Topraktaki fosforu bitkinin alabileceği forma dönüştüren, fosfor çözücü bakterilerimiz sayesinde bir başka besleme sorununu çözdük. Organik tarım sektörü 4-5 yılda çok büyüyecek ve biz de bu sektöre önemli katkılar yapacağız. Meyve suyu fabrikalarından bahsettim; birçoğu organik üretim tesisi kurmak istiyor. Büyük arazilerde organik üretim yapmak istiyor.

Çünkü Avrupa pazarı organik ürün veya kalıntısız ürün istiyor. Tohum konusuna gelirsek, organik üretim materyalinin üretilmesi; organik tohum üretilmesi konusunda çalışan firma sayısı çok az. Yurtdışında bile böyle. Biofach Organic Nuremberg fuarına katıldım. Tohum üreten firma aradık, koskoca uluslararası fuarda 2 tane firma bulduk. İkisi de küçük firmalar; biri İtalyan, biri Alman. Bu konudaki yönetmelikler de değiştiriliyor. Organik tohum kullanma zorunluluğu var. Tohumculara iletmek istediğim bir mesaj var; çok büyük bir pazar var. Altyapı çalışmalarını organik tohum üzerine yaparlarsa, sadece Türkiye'de değil Avrupa'da da çok büyük bir pazar onları bekliyor.

Enerji üretim materyali olarak yetiştirilen bitkiler söz konusu. Bu alana yönelik bir ilginiz oldu mu?

Enerji üretiminde kullanılan bitkilerin üretimi önem kazanıyor. Elektrik ya da biodizel üretiminde kullanılan bitkilerin üretilmesi söz konusu. Muazzam genişlikte araziler bu iş için tahsis edilmeye başladı. Bu konu, yakın gelecekte gıda temini konusunda sıkıntılar oluşturacak noktaya gelecek.

Yani enerji ve gıda ikilemi gündeme gelecek. Enerji amaçlı tarımsal üretim, her şeyden önce hacmi hedefleyecektir. Yani maksimum verimlilik büyük önem taşıyacak. Bu ne demektir? Hiç olmadığı kadar çok gübre kullanılması demektir. Bu da doğayı tahrip edecek çok ciddi bir tehdittir. Topraktaki bereketin tahribi, başka bir sürü problemi de gündeme getirecek. Orada artık gıda amaçlı üretim de yapılamaz hale gelebilir.

Bu sıkıntılar oluşmadan, biyolojik preparatlarımızla, en az kimyasalların sağladığı kadar verim sağlayacak altyapıyı oluşturabiliriz. Yalnız, bakanlığın bu konuda şimdiden önlem alması; gereken düzenlemeleri çıkarması gerekir. Birçok yabancı firma topraklarımızda enerji amaçlı bitkisel üretim olanaklarını araştırmaya başladı bile. Bizim biogübrelerimizin bu anlamda şans olduğunu düşünüyorum.

Atıl toprağı ıslah edici olarak kullanabileceğimiz, verim arttırıcı olarak kullanabileceğimiz preparatlarımız var. Mesela birçok yerde anız yakılıyor. Anızın toprakta hızlı parçalanmasını sağlayan mikroorganizmalar var. Bunları kullanarak anız yakma sonucu toprakta oluşan olumsuzlukları ortadan kaldıracağız. Doğayı daha az tahrip ederek, daha yüksek verim sağlayacak çözümler üretebiliriz.

Bakanlığın çalışmalarını genelde olumlu bulduğunuzu söylemiştiniz. Gene de okuyucular, beklentilerinizi öğrenmek isteyecektir. Bakanlıktan beklentileriniz nelerdir?

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın biyolojik ürünlerle ilgili sorumluluğu büyük. Biyolojik ürünler için ayrı düzenlemeler çıkarılması gerektiğine inanıyoruz. Yaptırımlar koyarak, bu konuda çalışacak firmaların teknik altyapısını kontrol ederek bu işleri düzene sokması lazım. İthalattan, depolamaya ve rafta hangi koşullarda bekletileceğine kadar biyolojik ürünlerin her aşaması kendine özgü koşullar gerektiriyor.

Soğuk zincirde satmanız gereken ürünler olacak. İthalat sırasında beklemeye tahammülü olmayan ürünler olacak. Her şeyi özel bir çalışma gerektiren bir konu bu. Soğuk odası olmayan bir firmanın biyolojik ürün pazarlamasına izin verilmemelidir mesela. Soğuk zinciri sağlayamayan bir firmanın ürününü ne kadar uygularsanız uygulayın, sonuç alamazsınız. Sıcaklık faktörü, pH faktörü, kullandığınız suyun niteliği, tuzluluk, çevre; bir sürü faktör var. Elinizdeki canlı bir materyal. Her aşamanın biyolojik ürünlerin özgün şartları gözetilerek ayrıca düzenlenmesi gerekiyor.

Tabi her şey, bakanlığın çalışmalarına veya hazırlayacağı yasal düzenlemelere bağlı değil. Biyolojik ürünlerin önem kazanması için ihracatçıların ve süpermarketlerin üreticilere baskı yapması da sektörün gelişmesi açısından çok önemli. Üretici, alışkanlıklarını değiştirmek istemez. Onun için zorlayıcı uygulamalar gerekiyor. En iyi zorlayıcı da piyasadır. Yukarıdan yapılan ekonomik baskılar pazarı büyütecektir.

Nitekim İspanya, biyolojik ürünlerin kullanımıyla ilgili son düzenlemesini tamamen süpermarketlerin baskıları sonucu hazırladı. Tüketicilere, ihracatçılara ve süpermarketlere büyük görev düşüyor bu konuda. Biyolojik ürün sektörünün gelişmesi daha çok bu tür baskılara bağlı. Rusya Krizi önemli bir baskıydı.

Ama biz bu baskıyı fırsat olarak görmedik. İşte "Bu baskı varken, biz ürün satalım, edelim!"; bunlar kısa vadeli düşüncelerdir. Bunlardan ders alınması lazım. "Rusya itiraz etti. Bir daha itiraz edebilir ürünlerimize" dememiz lazım. Ne büyük kayıplara neden oldu! "Burada bu hatayı yaptık; bundan sonrası için, bunun bir alternatif var mı acaba?" diye sormak lazım. İspanya'daki durum böyle gelişti. Ürünler satılmadı. Çiftçiler zor durumda kaldı. Ama bir yıl gibi çok kısa bir sürede, tabi devletin de desteğiyle, biyolojik preparatların kullanımı arttı. Sanıyorum bizde de olaylar öyle gelişecek.

Bioglobal, tabi ki ticari bir firma ama anlaşıldığı kadarıyla faaliyetleriniz aynı zamanda sektörün genel durumunu geliştirmeyi de hedefliyor. Sanki Bioglobal, ticari kâr dışında bazı misyonları da üstleniyor. Bioglobal'in kendine biçtiği misyon nedir?

Bioglobal, sektörün çözemediği, fark yaratan ürünlerle çalışmayı kendine hedef olarak seçmiştir. Bir problem var ve bu problem klasik yöntemlerle çözülüyor ise; bu bizim işimiz değildir. Bizim işimiz çözümü olmayan problemlere biyolojik yöntemlerle çözüm getirmektir. Bioglobal'in misyonu budur. Mesela Kök Kanseri hastalığının hiçbir çözümü yoktu. Bulduk, getirdik. Bioglobal bu örnekteki gibi çözümü zor olan konulara yönelir. Üreticiler ve araştırıcılar, çözüm bulamadıkları sorunlarını bizimle paylaştığında, bütün imkânlarımızla bir arayış içine girer, sorunu çözebilecek biyolojik bir yöntem varsa; nerede olursa olsun, o çözümü bulur, getiririz.

Yoksa Ar-Ge çalışmalarımızı başlatır çözüm geliştirmeye çalışırız. Sonuçta doğada bir problem varsa, çözümü de yine doğadadır. Mesele, onu bulup geliştirmek meselesidir. Bu konuda dünyada sayısız çalışma yürütülüyor. Bioglobal, bütün bu çalışmaların sonuçlarına ve hatta çalışmayı yürüten araştırıcılara ulaşma olanağına sahip bir firma. Daha önce de dediğim gibi, genel pazarlama stratejimizi yeni yeni oluşturuyoruz. Bugüne kadar satışlarımız, hep ürünlerimizin kalitesi ve gücüyle gerçekleşti. Telefon ve diğer iletişim kanalları vasıtasıyla gelen siparişleri karşılıyorduk.

Bunun dışında pazarı güdüleyici bir faaliyetimiz yoktu. Artık satış kanallarımızı oluşturduk. Bu işi de profesyonellerin eline bırakacağız. Bu sayede biyolojik ürünlerin pazarda daha fazla yer bulmasını sağlayacağız. Neden böyle bir strateji izledik derseniz; biraz bizim titizliğimizden ve ticaret olgusuna bakışımızdan kaynaklandığını söyleyebilirim. Birkaç yıl çalışacak bir firma olmayı istemediğimiz için; her şeyin altyapısını olması gerektiği gibi düzenleyebilmek için sabırla çalıştık. 8 yıldır, biyolojik ürünler üzerinde uzmanlaşan başarılı bir firma olabilmek için harıl harıl çalışıyoruz.

Nihayet pek çok şey rayına oturuyor. Çok fedakârlıklar yaptık. Hala da aynı minvalde çalışmayı sürdürüyoruz. Ama artık yarattığımız bu zemin üzerinde güvenle pazarlama atılımı yapacak noktaya geldik. Zeminimiz son derece sağlam; altyapımız hazır. Bundan sonra, bütün ülkeyi etkileyecek bir olumsuzluk, bir felaket olmadığı sürece Bioglobal dimdik ayakta kalabilecek durumdadır.

Bioglobal, geleceğe nasıl bakıyor? Firmanızın gelecek vizyonunu özetlemenizi istesek, ne söylersiniz?

Biyolojik ürünlerle çalışan bir firma olarak, eğer gelecekle ilgili beklentilerimiz varsa; uzun ömürlü bir kuruluş olacaksak, kısa vadeli hedeflere göre değil; 10 yıl, 20 yıl sonrasının hesaplarına göre hareket etmemiz gerekiyor. Kimseye işini öğretmek gibi bir tavrımız olamaz tabi ama bu alanda çalışan firmaların da kendi pazarımızı geliştirme konusunda faaliyet göstermesi gerektiğine inanıyoruz. Bu iş gönül işi. Bu iş hastalık gibi! Takım tutmak gibi bir şey! Yani, anlatması çok zor.

İnanın, şu çalışma ruhuyla başka bir şey yapmaya kalksaydık, rutin konularda çalışsaydık; şirket olarak çok daha farklı konumlarda olabilirdik. Bütün ekip olarak aynı şevki paylaşıyoruz. Daha doğrusu; bu işi seven, bizim bu şevkimizi paylaşan kimselerle çalışmayı seçiyoruz. Bu işi sevemeyen, biyolojik ürünlerin geleceğine inanmayan kimselerin, bizim aramızda başarı şansı yoktur. Bioglobal herhangi bir işletme değildir.

Bütün ekibimiz, üretimde tohumdan çatala kadar doğal yöntemlerin kullanılacağı günlerin hayalini kurar. Bioglobal 10 yıl, 20 yıl sonra; uluslararası etki alanı genişlemiş, Türkiye'de üretim yapan, ürün gamıyla bitkisel üretimdeki hastalık ve zararlılara büyük ölçüde çözümler önerebilen, ülkenin en büyük firması olacaktır. O günlerin altyapısını bugünden hazırlıyoruz. Bir ürünü getirirken, "Bundan bu sene ne kadar kazanırız?" diye sormuyoruz. "Bu ürün, sektörel pazarın gelişmesine ve Bioglobal'in gelecek vizyonuna ne kadar hizmet edebilir?" diye soruyoruz. Bioglobal'in vizyonu budur. Bioglobal'in farkı da budur.

Sayfa Özeti: Türk Tarımının ve Biyoteknolojinin Geleceği

Sayfa Açıklaması: Türk Tarımının ve Biyoteknolojinin Geleceği

Anahtar Kelimeler:

ÜRÜNLERİMİZ

Animasyonu görebilmeniz için flash player kurulu olmalıdır.

Mikoriza Mantarları

DİĞER